Yurt içinde ve yurt dışında birçok kişisel sergi açmış olan sanatçı, ikon kavramını bu kez kendi üretim pratiği içinde yeniden ele alıyor. “İkonalar” her ne kadar tarihsel olarak dinî bir alanı işaret etse de Bubi’nin eserlerinde farklı bir anlam kazanıyor. Sanatçı; sıradan insanlardan silahlara, hayvanlardan çizgi kahramanlara ve “öteki”ne uzanan figürlerle ikon üretme ve kutsallaştırma mantığını sorgulamaya açıyor. Bu yönüyle seri; izleyiciyi yalnızca bakmaya değil, sorgulamanın bir parçası olmaya davet ediyor. “Superman”, “Batman”, “Red Kit” gibi figürlerden “Aile” ve “Otoportre”ye uzanan bu seri, sanatçının dünyasına ait parçalı ama tutarlı bir görsel dil sunuyor. Sergide yer alan eserler arasında olan tank, mancınık ve top gibi araçlar üzerinden sanatçı; insanlık tarihine kanla yazılmış bu nesnelere yöneltilmiş eleştirel bir dil kuruyor. Silahların kutsallaştırılması ve bireysel kimliklerle özdeşleştirilmesine dair yaklaşımını ise şu sözlerle ifade ediyor: “Şaşırtıcı bir şekilde silahları kutsallaştırdıklarını ve kimi zaman kendileriyle özdeşleştirdiklerini düşünüyorum.” Alışılmış malzemelerin dışında üretmeyi sürdüren sanatçı; boyanın yanı sıra karton, bez, çivi, katran dikişi, yama, varak ve dijital baskı gibi farklı teknikleri de bir araya getirmiş. Bu yönüyle “İkonalar”; yalnızca bir seri değil, aynı zamanda sanatçının yıllar içinde geliştirdiği üslubun bir özeti, bir üslup retrospektifi olarak da değerlendirilebilir. Düşünerek ve planlayarak üretmediğini dile getiren sanatçı için süreç, anlık bir yoğunlaşma hâliyle başluyor. Bu noktada sanatçının üretime yaklaşımı, kendi sözlerinde karşılık buluyor: “Sanatta birinci tekil şahıs zaten yoktur.”