'Ağabeyimle birlikte çalışmamız çok avantajlı'

'Ağabeyimle birlikte çalışmamız çok avantajlı'

Akfen Holding Yönetim Kurulu Başkanvekili Selim Akın ile Yönetim Kurulu Üyesi Pelin Akın Özalp, HT Kulüp Yazı İşleri Müdürü Reşit Özet'in sorularını içtenlikle yanıtladı

Röportaj: Reşit ÖZET

Fotoğraflar: Onur AYDIN

Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Selim Akın: Benim çocukluğum Ankara’da geçti. Lise sona kadar Ankara’daydım.  Daha sonra İngiltere’ye gittim. Çocukluğumun büyük kısmı Hoşdere caddesinde geçti aslında. Bizim eskiden şirketin merkezide oradaydı. Evimizde o taraftaydı. Dolayısıyla aslında böyle bir mahalle kültürüyle büyüdüm. Her ne kadar çok çevrem olmasa da oradaki parkta Pelin’le beraber bayağı bir vakit geçirdiğimizi hatırlıyorum. O zamanlar ünlü Atakule vardı. Orda çok iyi keyifli vakitler geçirirdik.

Pelin Akın Özalp : Sürekli paramı çalardı ve gidip atari oynardı.

Sizin unutamadığınız bir çocukluk anınız var mı?

P. Ö. : Dolu aslında. Benim çocukluğuma denk gelen yıllarda aslında daha çok Gölbaşı’ndaydık. Şimdi Gölbaşı denilince o zamanlar hiçbir şey ifade etmiyordu ama şimdi artık şehrin kendisi oldu. Orda da bir köydeydik aslında. Güzel bir evimiz vardı ama benimkilerde ineklerle, danalarla, kuzularla geçti diyebilirim.

Selim Akın nasıl bir ağabeydi?

P. Ö. Her zaman iyi bir ağabeydi. Hiçbir zaman çok bunaltmadı beni. Her zaman korumacıydı. Her zaman yanımdaydı.  Hala daha da öyledir.

S.A. : Kedi köpek gibi değildik yani.

P. Ö. : Hala daha da değilizdir. Hiç değildik hatta. Aynı şirkette çalışmamıza rağmen parantez içerisinde belirteyim. En büyük özelliği en büyük sırdaşım olması. Onun varlığı her zaman iyi hissettirdi.

Ağabeyinizin en beğendiğiniz yönleri neler?

P. Ö.: Sesizliği. Denge oluyor aramızda aslında. Şaka bir yana gerçekten sakinliği ve huzuru her zaman örnek aldığım bir tarafıdır.  

S.A. : Pelin’in enerjisi. Dertleştiğim zaman kendimi daha iyi hissediyorum açıkçası. Pozitif bir enerjisi var her zaman zaten çok güler yüzlü. Ben ne zaman bozuk olsam arayıp bir şey soracağım diye yarım saat 45 dakika konuştuğumuz oluyor. Ne kadar ayrı şehirlerde olsak da hiç kopmuyoruz birbirimizden.

Eğitiminizden bahseder misiniz?

S.A.: Ben liseyi Ankara’da okudum. Daha sonrasında İngiltere’ye gittim. İngiltere’de İşletme bölümünden mezun oldum. Fakat benim gidişim biraz maceralıydı. Ben üniversite sınavına girdim fakat sonuç beklemiyordum açıkçası 2. seneye hazırlanırım daha iyi bölüm tuttururum diye ümidim vardı fakat o yaz tatilinde bana dediler ki sen çok çalıştın İngiltere’ye gidelim tatile. Bende şaşırdım açıkçası yani o kadar da…

P. Ö.: Bu arada babamda illa ki mühendis olacaksın başka bir meslek tanımıyor ikimiz içinde.

S.A. : Baktım benim bavul diğerlerine göre biraz daha büyük. Herhalde dedim alışveriş yapacaklar valizin içine koyacaklar dedim. Şaka bir yana gittik İngiltere’ye bir kafede otururken ''Selim sen yarın burada okuyacaksın'' dediler. Yarında okul başlıyor dediler. Şaka mı yapıyorsunuz? Dedim yok yok yarın okuluna gidiyoruz dediler. İlk kampüse gittiğimde kampüste kız erkek  karışıktı ve banyolar bile karışıktı. Biz daha izole şartlarda büyüdüğümüz için bir hafta benim garibime gitmişti. Ama şimdi baktığım zaman çok şey öğretiyor yıllar insana. Hakikaten de iyi ki öyle bir şey yapmışız. Bana söylense herhalde gitmezdim öyle kolay kolay çünkü. Kişisel anlamda da çok şey kattı bana en basitinden beyazlarla renklileri bir arada yıkanmayacağını öğrenmem bana bayağı bir çamaşıra mal olmuştu. Ama öğrendim sonuçta. O yüzden geriye baktığımız zaman o dönemler çok acımasız bir karar gibi geliyordu ama şimdi baktığımız zaman iyi ki de yapmışlar diyorum.

Herkesin hayalini kurduğu meslek vardır...

S.A. : Öyle bir meslek seçimimiz yoktu ama babamın bizi yönlendirdiği bir mühendislik seçimi vardı. Biz makine mühendisliği diye aslında yola çıkmıştık ama olmadı. Biz daha çok ikimiz de işletme konusuna yönelmek istediğimizi söyledik babamıza o da sağ olsun biraz zorlanarak kabul etti. Tabii biz kendi seçimlerimizi yapacak yaşa geldiğimizde biz de işletme okuyalım bize daha uygun dedik ve ikimizde o alana yöneldik.

Baba-kız ilişkilerinde kızlar daha torpillidir. Sizin ilişkinizde Selim beyden daha mı torpillisiniz?

P. Ö.: Krediyi biraz kendime alacağım ama tabii kızların itaat etmesi, sırnaşması daha kolay oluyor. Babam her zaman söyler yaptığımız panellerde de. Gelip benim kucağıma oturuyordu diyor. E yani kucağına oturan bir kız çocuğu olduktan sonra nasıl hayır diyeceksin.

S.A. : Şöyle bir şey oldu aslında. Ben İngiltere’ye gittiğimde 17 yaşındaydım. Döndüğümde 23-24 yaşındaydım. Tam o dönemde babamın bir İstanbul’a taşınma durumu oldu. Bende Ankara’ya döndüğüm zaman direk İstanbul’a taşınmak istemedim o zaman merkez buradaydı ilişkiler bu taraftaydı. Babam bir seçenek sundu ne yapmak istersin diye tam o sırada Pelin döndüğünde İstanbul’da iş hayatına başladı. Ben devam ettim iş hayatıma.

P. Ö.: O zamanda evlenmiştin.

S.A. : Evet o yüzden kurulu düzenim de oldu. Biraz tabi Pelin’in babamla geçirdiği süre bana göre fazla oldu.

Birlikte çalışma başladınız bunun avantajları olmuştur. Peki dezavantajları var mı?

P. Ö.: Dezavantajları aslında çok yok çünkü bizim alanlarımız çok ayrı. O tamamen inşaata bakıyor ben İstanbul’da ki daha uluslararası işlere yöneliyorum. Dolayısıyla birbirimizin işine çok karışmıyoruz. Aksine birbirimize destek oluyoruz. 

S.A. : Sıkıştığımız noktalarda bile birbirimizi dinliyoruz. O bence önemli öyle çok fazla çatışma konularına da girmedik. Babamla ilişkimizde öyledir. Çatışmayız çok fazla. Birbirimizin sınırlarına saygı gösteriyoruz.

P. Ö.: Babamda hep kararı bize bırakır. O işin sorumlusu kimse kararı ona bırakır. Bizi hiçbir zaman zorlamadı. Bu işi yapmak istiyor musunuz?  Diye de defalarca sordu.  Hiçbir zaman bize Akfen Holding’te devam etme zorunluluğunu hissetmedik ama bu bizim tercihimiz oldu.

Şirketteki aktif görevleriniz neler?

S.A. : Bir holding şirketimiz var. Şirketin yönetim kurulu üyesiyim. Onun dışında çeşitli yönetim kurulu üyeliklerim var ama ilgi alanım inşaat kısmıyla daha çok ilgileniyorum. 

P. Ö.: İstanbul’da da otellerimiz var oradaki arsalarımızı da böyle değerlendiriyoruz. Nova Otellerimiz var.  İstanbul'daki otelde Mürver restoranımız var. Nove Otel'in üst katında olduğu için aslında bizim. Mürver'de de istediğimiz seviyeye geldik.

2018 sizce nasıl geçti? İş dünyasının genç bir ismi olarak bu ekonomik buhrandan nasıl kurtuluruz?

S.A.: Tabii zor bir yıldı. Ama dünyanın da zor bir yılıydı açıkçası. Fakat şöyle bir baktığımız zaman biz 2019’un 2. çeyreğine daha umutla bakabiliyoruz. Yani artık daha önümüzü gördüğümüz daha tahmin edilebilir bir Türkiye var. Dünyada az çok rayına oturmuş bir düzen var gelişmeleri takrir edebileceğimiz bir dönem. 2019 daha umutla baktığımız daha heyecanla çalıştığımız dönem olacak gibi.

Yeni projeleriniz var mı?

P. Ö.: Bu sene bakır madenimiz üretime geçecek onu bekliyoruz.

S.A.: Enerjide büyüme hedeflerimiz var. Onlar devam edecek. Yenilebilir enerji portföyümüz var sadece ona odaklandığımız. Birazda fırsatlara bakacağız artık. Herkes kendi fırsatını yaratır. Biraz o fırsatları yaratıp ona göre kendi yolumuzu çizeceğiz.

Sizin şirketteki aktif rolünüz neler?

P. Ö.: Bende biliyorsunuz TAV’daydım ama TAV’ı tamamen sattık. Orası artık bizimle değil. Mersin limanı devam ediyor ama orada sadece yüzde 10 olarak devam ediyor. Yüzde 50’lik payımızın yüzde 40’ını sattık.  Ibs ve ido’yla ilgili sizinle daha önce konuşmuştuk. Ibs şirketimiz güzel devam ediyor. Sigorta brokerlik anlamında.  İdo’da challecelarımız hala mevcut. Onları birazcık yenmeye çalışıyoruz inşallah daha iyi olacak. Enerji bizde herkesin ilgilendiği bir alan. Çünkü gerçekten şuan özellikle çok fırsat var. Bu aralar özellikle bodrumloft’la ilgileniyorum. Orada çok güzel bir iş birliği yapıyoruz. Onun pazarlaması ve marketing’i anlamında çok değişik yöntemler izleyeceğiz. Hiç olmamış bir yöntem çizdik babamın vizyonudur o da. 62 butik ünitenin aslında uzun dönemlik kiralaması söz konusu. Yani satılıktan çok yurt dışında long life Apartmans dediğimiz bir modeli deneyeceğiz. Bu aralar onlarla uğraşıyoruz.

Çok ani bir kararla evlendiniz. Nasıl gelişti?

P. Ö.: Evet size sürpriz oldu aslında. Eşimle tanıştık. Zaten ikimiz de ne istediğimizi çok net biliyorduk. Yaş da gelmişti. Dolayısıyla ikimizde evlenmeye karar verdik.  O yüzden evlendik hemen.

Capetown’da bir davet verdiniz...

P. Ö.: Aslında biz sadece Capetown’da yapacaktık. Küçük bir grupla evlenecektik. Sonra dönecektik ancak nişanlandığım duyulunca burada da insanlar sormaya başladı düğün tarihini o yüzden burada bir resepsiyon yaptık. Orada da iki saatte bir arada olmak çok güzel oldu. Sonra küçük bir grupla Capetown’a  70 kişi orada da asıl kutlamalarımıza devam ettik.

Evlilik kararınızı babanızla paylaştığınızda tepkisi nasıl oldu?

P. Ö.: Aslında öyle bir karar alınmadı. Karar önceden mevcuttu gibi bir şey. Hatta ilk aileler tanıştığında  isteme gibi bir şey oldu. O yüzden çok bir sürpriz olmadı kimseye ben sadece bir erkek arkadaşım var dedim o kadar.

Aile kavramı sizin için ne ifade ediyor?

S.A.: Benim iki tane oğlum var. Biri 3 yaşında biri 8 yaşında boş zamanlarımızı boğuşarak geçiriyoruz. Onlarla sürekli bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.  Küçük oldukları için oyunlar oynuyoruz. Hep onlara yönelik aktivitelere katılıyoruz. Şimdi büyük oğlumun kursları başladı.

Genç bir yönetici olarak iş dünyasına yeni atılacak girişimcilere ne gibi bir tüyolar verebilirsiniz?

S.A.: Bir kere sabırlı olmak bence iş dünyasında hakikaten çok önemli. Türkiye iş yapma açısından zor bir ülke. Biraz sabırlı olmayı, biraz acele etmemeyi gerektiriyor. Fakat ben etrafımda ki benden sonra başlayan özellikle genç insanlarla da çalışma imkanım oluyor. Onlar da gözlemlediğim kısa yoldan nasıl hızlı ilerlerim nasıl terfi alırım, nasıl kendi işimi kurarım? O hakikaten kolay bir şey değil. Deneyim kazanmak hakikaten çok önemli ve buna saygı göstermek gerekir. İlk etapta altın tüyo sabırlı olmak. Daha sonrasında da etraftaki fırsatları gözetlemek. Bir şeyde başarısız olunca kopmamalı. Birkaç kez başarısız olunabilir. Deneyimlesin deneyim budur zaten. Dolayısıyla sabırla ve başarısızlıkla katlana katlana  ilerlemek lazım hayatta.  Hayatta hedef koymamak lazım. Bu babamızın en büyük öğüdüdür. Hedef koymayın der. Çünkü o hedefler sizin elinizde olmadan dış etkenlerle sapabiliyor ve bu sizin moralinizi bozabiliyor der. Hakikaten Pelin’de bende iş dünyamızda bu şekilde ilerliyoruz.

P. Ö.:Kısa dönemli hedefler daha ulaşılabilir aslında.

Babanızın en çok hangi yönünü örnek alıyorsunuz?

P. Ö.: Bu yaşına rağmen öğrenmeyi hiç bırakmamasını takdir ediyorum. Zaten 50 yaşında İngilizce öğrenmeye başladı. Her an bu konuya takmış bir şekilde çok itinayla hiç yorulmadan öğrenmeye devam ediyor ve çok iyi de ilerliyor. Aynı zamanda teknolojiyi takip etmeye çalışıyor, yenilikleri gözlemlemeye çalışıyor. Gençlerle iletişim kurmaya çalışıyor. Yani kendini geliştirmeye devam ediyor aslında o donanımı hiçbir zaman bırakmamak. Herkes için zamanı iyi kullanabilmek ve ne olursa olsun kendini donatmaya devam etmek.  

S.A.: Pelin’in söylediklerine katılıyorum. Bir kere öğrenmeyi hiçbir zaman bırakmıyor. Yenilikleri bırakmıyor. Ama tuttuğunu koparan bir yönü de var. Kolay vazgeçmeyen bir yapısı var. O anlamda belki en örnek alınacak tarafı o bence.

Sosyal sorumluluk projelerine destek veriyor musunuz?

P. Ö.: Vakfımız var. Vakfımızda Doğu ve Güneydoğu’daki çocuklara yardım etmekle birlikte oradaki daha dezavantajlı durumları avantajlı hale çevirmek.  Onlarında büyük şehirlerdeki imkanlara ulaşmalarını sağlamak amacımız. Bir tarafta bu konuyu işlerken diğer taraftan uluslar arası projemiz var. Orada da prens gelmişti. Burada da gençlere ulaşarak gençlerin aslında kendi gönüllükleri ve kendi çizdikleri çerçeve içerisinde kendi beceri ve kabiliyetleri nasıl geliştireceğine yönelik bir proforma veriyoruz onlara onlarda bunlarla birazcık kendilerini keşfediyorlar. Bunu herkes yapıyor aslında. Hiçbir kısıtlaması yok.  Sokak çocuğundan özel okula, engellisinden, en avantajlısına kadar herkese 14-24 yaş arasında ki herkese hitap ettiği uluslararası bir proje.

Çok aktif çalışıyorsunuz. Evlilik sonrası bu dengeyi nasıl korudunuz?

P. Ö.: Bende şaşırıyorum. Sanıyorum daha önce çok aktif olmamın verdiği avantaj var şuan. Daha önce o kadar sık ve yoğun çalışmışım ki şuan onun meyvesini yiyebiliyorum. Eşim cumarteside çalışıyor. Onunda avantajı var. O çalıştığı için o sırada ben diğer işlerimi de ayarlayabiliyorum. Ama zaten eşimde iş dünyasında olduğu için o da çok ilgileniyor bizim işlerimizle dolayısıyla bir yemek olduğunda zaman zaman bize eşlik ediyor. İlgileniyor, merak ediyor ve soruyor da. O yüzden çok güzel bir sinerji yakaladığımızı düşünüyorum. Korktuğum olmadı şuan gayet iyi ilerliyoruz.

Siz Fenerbahçelisiniz siz de Galatasaraylısınız aranızda sürtüşme oluyor mu?

S.A.: Yok Pelin çok fanatik değil.

P. Ö.: Babam yönetimdeyken çok fanatiktim. Lisedeydim o zamanlar Ankara’da yaşıyorduk. İstanbul’a kadar gidip maçı izliyorduk. Üniversiteye gidince orada bir koptuk.

S.A.: Bir Galatasaraylıyla evli olduğu için işe yaramıyor.

P. Ö.: Kocam inanılmaz fanatik. Kocamla babam daha çok o sürtüşmeyi yaşıyor.

Ankara’da ki inşaat sektörüyle İstanbul’da ki farklılıklar neler?

S.A.: Çok fark var. İstanbul’da ki müşteri kitlesi biraz daha yatırama yönelik alıyor. İstanbul’un o avantajı var. Yani İstanbul’dan daire alıp sattığınız zaman dünyanın birçok ülkesine aslında satma ve bunu bir yatırım aracı olarak kullanma imkanınız var. Ankara’da ki insanlar biraz daha oturmaya yönelik daireler seçiyor bu da daha titiz olmalarını gerektiriyor. O yüzden İstanbul’da ki fiyatı uygunsa ve o daireden para kazanacağını düşünüp alıyor. Ankara’daki öyle değil birkaç kez düşünüyor. Biraz daha zor bir müşteri kitlesi var. 2018 yılında biz Akfen Holding olarak 5. 2 milyar TL olarak yatırım yaptık. Bunun yanında da 4000 kişiye istihdam sağladık.

Yeme içme sektörüne Mürver restoranla start verdiniz. Yeni atılımlarınız oldu mu? Bahseder misiniz?

P. Ö.: Evet aslında biz orada Mehmet’lerle çalışıyoruz. Mürver’de Mehmet  Gürüs var Kalbur’da da bizim küçüklüğümüzde, ben üç yaşında falandım oranda yaşıyorduk ve oranın çok meşhur bir restoranı vardı Kalbur. Asıl balık aslında Ankara’da yenilir. Kalbur’da da bir Mehmet amcamız vardır bizim. Kendisi Ankara’da çok ünlüdür. Değişik bir tarzı vardır. Mehmet amcayı babam yıllardır ikna etmeye çalışıyordu. Gerçekten de bu yeryüzünde tek ikna edebilen insan. Onunla birlikte bu Ters köşeyi buraya beraber açtık. Burada da Mehmet amcanın o balığa getirdiği yorumuyla birlikte yepyeni bir mutfak çizdik aslında. Zaten kendi müşterileri gelmeye başladı. Burada da böyle bir değişiklik yaptık güzel oldu.