X

Taksim'de asma, kesme, etek giyme modası

 

 

 

Yok "Taksim Meydanı'nda etek giyip dolaşacağım" derler, yok "İspat etsin Taksim Meydanı'nda kendimi asacağım" derler. Nedir bu Taksim Meydanı'nın sizin elinizden çektiği. Hayır bu insanlar yalanlarına, dolanlarına neden şu güzelim Taksim Meydanı'nı da alet ediyor anlamıyorum. Hoş son zamanlarda güzel olmaktan çıktı ama yine de artık şu gelişi güzel konuşmalardan çıkartsanız Taksim'i. Bakınız günlerdir Deniz Akkaya'nın attığı Twit'leri takip ediyorum. Sonrasında tabii malum kişi Efe Önbilgin'in konuşması geldi arkasından. O da klişe sözü söyledi: "Deniz ispat etsin kendimi Taksim Meydanı'nda asacağım". (Söylemese şaşardım hoş) Neyse anlamadığım şey yıllardır süren bu tartışma ne zaman son bulacak? Deniz Akkaya bir anne olarak "Kızımın babası her kadınla ciddi olduğunu söylüyor ve kızıma tanıştırıyor. Bunu istemiyorum" diyor haklı olarak. Ve daha bir sürü şey söylüyor. Hatta detaylı bir şekilde anlatıyor da. Mesela Efe Önbilgin, Deniz'in yaptığı açıklamaların doğru olmadığını söyleyince yalancılıkla suçladı. Ama bu açıklamaları yaptığı gün yani cumartesi günü kızı Ayşe alması gerekiyordu kanunen. Ancak o gün Deniz Akkaya ile konuştum. 11:00'e kadar Ayşe ile baba Efe'yi beklemişler. Ama ne gelen var ne giden. Yani Efe Önbilgin "Bana kızımı vermek, göstermek istemiyor" diyor ama gidip almıyor. Ya da kendisi gitmek zorunda değil. Şöförünü ya da yardımcısı da gönderip aldırmıyor. Deniz'de kızını daha sonra alıp tiyatroya götürmüş. E şimdi madem Deniz'i yalancılıkla suçluyor neden görüş gününde kızını almaya gitmiyor ben de bunu anlamıyorum. Hoş bir çok zaman almıyor bildiğim kadarıyla. Deniz'de "Buyurup almaya bile gelmiyor. Ben daha ne diyeyim? Bugün bir de demeç vermiş. Güler misin ağlar mısın?" diyor. Deniz Akkaya söylediği olaylarda gerçekten haksız değil. Ama bu olayı Efe Önbilgin kabul etmediği sürece olay uzayacakta uzayacak. Keşke baba Efe kızını biraz olsun düşünerek hareket etse biraz daha fazla fedâkarlık yapsa da bu olaylar artık büyümese. Çünkü gerçekten kızı Ayşe büyüyünce tüm bu yazıları okuyacak. Burada ne Efe ne de Deniz, en büyük üzüntüyü gelecekte tamamen Ayşe yaşayacak.

 

 

 

 

 

Yılbaşı gecesi telaşı başladı

 

 

 

Şaka değil bazı restoranlar şimdiden dolmuş. Geçen gün bir arkadaşım "Çok mutsuzum Papermoon'da yer yok. Oysa ki, bu sene orada girmeyi planlıyorduk. Bir senedir konuşuyorduk" dedi. Yani şaka değil bunu sorun haline getirmiş. Ben de öyle izliyorum kendisini. Hemen onun yanında bulunan bir başka kadın arkadaşım "Evet evet doğru söylüyor eşim aradı. 15 kişilik yer yapmak için onlar, 'ancak sekiz kişilik yapabiliriz. Zaten bu son başka da yerimiz kalmadı' demişler" dedi. Dedi de dedi. Sonra İstanbul'un başka mekânlarını saymaya başladı. Yani olacak. Orası olmazsa başka bir yer olacak. Kimse evinde oturmak istemiyor artık galiba. Oysa ki, ben de evimden hiç çıkmayayım istiyorum özellikle yılbaşı gecesi. Çünkü gerçekten bana çok ama çok anlamsız geliyor. Evimde tombala oynamak, saatler gece yarısını gösterdiğini dansöz izlemek falan istiyorum. Öyle çocukluğumda olduğu gibi annem klasik kabak tatlısını yapsın, babam hindi yapsın istiyorum. Mısır da patlatalım istiyorum. Öyle o mekânda yer kalmamış bu mekânda yer kalmamış diye ağlamak yerine güzel sıcacık evimde huzurlu bir yıla girmeyi niyet ediyorum. Neyse öyle işte. istanbul'un birinci sınıf restoranlarında yer yok haberiniz ola. Artık başka diyarlara.

 

 

 

 

 

JLO'nun etinden sütünden yaralandık

 

 

 

Evet Jennifer Lopez geldi memlekete maşallah ev verdik, forma giydirdik, sosyetemizle çay içirdik, gece kulubüne götürdük dansöz oynattık. Orası senin burası benim çekiştirdik. Hayır bu kadarla kalmıyor. Kadın gitti gitmesine ama maşallah kaldığı beş gün boyunca o kadar çok şey yapmış ki, yaptıkları yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Bakınız Jennifer Lopez'in İstanbul'da kaldığı Les Ottomans'dan geçen gün "Jennifer Lopez'in gizli reçeteleri" diye bir mail geldi. Meğer bu ayın sonuna kadar öğlen ve akşam yemeği servisinde Jennifer Lopez'in bizzat kendi tarif ettiği yemekler sunulacakmış otelin restorantında. Mailde, "Siz de kendinizi star gibi hissetmek isterseniz" diyor. Yani gidip yiyeceksiniz eğer öyle bir derdiniz varsa. Şaka gibi ya. Daha neler yaptı bu kadın acaba memlekette kaldığı beş gün içinde. Daha neler çıkacak. Aman Allah'ım. Hayran olduğum kadını sevmiyorum artık galiba. Şaşkınım.

 

 

 

Düzeltme

 

 

 

Cumartesi günü Revenge'nin merakla beklenen kadrosu hakkında yazı yazmıştım. Ama isimler konusunda bir karışıklık yaptığım gazete baskıya gidince fark ettim. Yani bazı oyuncuların isimlerini yazacağıma oynayacakları karakterlerinin isimlerini yazmışım. Sanırım Revenge hastası olan ben biraz heyecan yaptım. Özür dilerim. İşte dizinin en önemli karakterlerini yani Emily'yi Beren Saat, Jack'ı Nejat İşler, Daniel'i Mert Fırat, Conrad'ı Zafer Algöz, Vitoria'yı Arzu Gamze Kılınç, Nolan'ı Engin Hepileri, Declan'ı Can Sipahi, Charlotte'ı Ezgi Eyüboğlu, Lydia'yı Didem Uzel oynayacak.

 

 

 

Siz uyurken

 

 

 

- Talimhane 00.30 Bir grup arap turist beni durdurdu ve "Biz kopmak istediğimiz bir yere gitmek istiyoruz" dedi. Ama kopma konusunda öyle böyle değil çok ciddilerdi. Yani dans ederek kopmaktan bahsetmiyorlar. Tam uçuk kaçık kulüp arıyorlar. Ben de bildiğim kadarıyla anlattım yönlendirdim ama bilemiyorum artık nasıl koptular. Daha sonra kopup nasıl toparlandılar bilemeyeceğim. Muallak.

 

 

 

- Asmalımescit 01.00 Nejat İşler bir grup arkadaşıyla eğleniyor. Benim yanımda duran bir grup kız da kendi aralarında "Öpersin öpemezsin" konusunda iddiaya giriyorlar. Neyse sonuçta kızlardan biri gitti öptü. Öyle ki, öpmeyi abarttı iyice sarıldı, mıncıkladı bir de fotoğraf çektirdi. Sanırım iddiayı da o kazanmış oldu ama ah be kızım o kadar da sarılınmaz ki.