X

Yıllarca adı karşılıksız çekler, gözaltılar, icralar, hacizler, ücretini alıp çıkmadığı konserlerle anılan ve 9 ay cezaevinde kalan rock şarkıcısı Haluk Levent sosyal medyanın yeni halk kahramanı oldu. Ben bu yazıyı yazarken, Ekşi Sözlük’te kendisiyle ilgili açılmış 71 sayfa vardı. Geçen yıla kadar yazılan yorumların çoğu negatifken, Levent bir anda “Bu ülkenin vicdanı”, “Samimiyet insanı” “Adamın dibi” olarak anılmaya başlandı.

 

 

 

HİÇ TANIYAMAYACAKTIK

 

 

 

Kendisini yıllarca yerden yere vuranlar, “Aslında o yıllarda da hep böyleydi, hiç değişmedi”, “Zamanında sana kıllık yaptık, bizi affet”, “O yıllarda şuna şu iyiliği yapmıştı, buna bunu yapmıştı” gibi itiraflarla vicdan muhasebelerine girdi. Sosyal medya, insanı vezir de ediyor rezil de... Eğer sosyal medya olmasaydı, Haluk Levent hiçbir zaman kendisini ifade edemeyecek ve hafızamızda hep ‘dolandırıcı şarkıcı’ olarak kalacaktı. Oysa ki adam iyilik timsali çıktı. Kendisinden ricacı olan hayranıyla kalkıp mezuniyet partisine gitmesi, Amasra Belediyesi’nin parasızlık yüzünden iptal ettiği Barış Akarsu festivalini yeniden düzenletip ücretsiz sahneye çıkması, şaka yollu başladığı ama kısa sürede Türkiye’nin her yerinden insanların katılımıyla büyüyen AHBAP Platformu sayesinde yardıma ihtiyacı olan insanları bulup onlara kısa sürede el verilmesi, olayların takipçisi olunması... Ardı ardına o kadar çok ‘iyi şey’ yaptı ki, iyiliğe hasret kalan bizlerin umutlarını yeşertti. Şimdi pek çok kişi gibi ben de kendisine “Abi biz seni böyle bilmiyorduk” diyorum..

 

 

 

Can Yücel’in türbesi nerede?

 

 

 

Sosyal medyanın yeni fenomenleri belediye hesapları olursa şaşırmayın. Tacizci bir erkek takipçisine, “Ben belediyeyim” yanıtını veren Nilüfer Belediyesi (Bursa) hâlâ gönlümün birincisi olmakla beraber Datça Belediyesi’nin de hakkını yemeyeyim. Goethe’den paylaşımlar yapan, depremden sonra “İyiyiz. Soran, arayan, merak eden herkese teşekkür ederiz” yazan, “Eski Datça sokaklarında ‘Can Yücel’in türbesi nerede?’ diye soran misafirlerimiz, hiç olmazsa Google’dan Can Yücel kimdir diye bakınız” diyen ve hatalı park yapanları “Bu arkadaş resmen combo yapmış” notuyla

 

deşifre eden belediye, takipçi sayısını hızla artırıyor. Datça ile hiç bağım olmamasına rağmen ben bile takip ediyorum. İstanbul başta olmak üzere burunlarından kıl aldırmayan, kendilerini övmelere doyamayan, konu vatandaşa gelince adam yerine koymayan belediyeler keşke bu iletişimden bir parça ders alabilse.

 

 

 

Ne kostümmüş!

 

 

 

Sıla'nın Açıkhava konserleri başladığından bu yana hemen herkes kıyafetlerini konuşuyor. Ben sahnede Sıla’ya ve orkestrasına kilitlendiğim için kostümlerle ilgili fikrimi yazmaktansa görmezden gelmeyi tercih etmiştim ancak önceki gün kostümleri tasarlayan Duru Zeynep Gök adına PR şirketinden mail gelince yazmak farz oldu. Günler öncesinden yoğun bir çalışma yapmışlar. E normal değil mi? Mezuniyet kıyafeti de diksen pek tabii vakit alıyor. Fransa’dan getirilen organzalar ve 100 metreden fazla tül kullanılmış. Burnumuzun dibinde İstanbul Manifaturacılar Çarşısı var, Sirkeci’de kumaş hanları var, bu vasat giysiler için Fransa’ya kadar uzanmak neden? Farklı bir tasarım yapmışlar. İşte biz de o farka takıldık zaten. Duydum ki, başka gazeteci arkadaşlarıma dikimde kullandıkları iğne sayısına kadar önemsiz ve saçma detaylar da iletmişler. Anlamadım ki bu nasıl PR? Sayelerinde Sıla’nın şahane konser performansı yerine nişana giden görümceden hallice kıyafetlerini konuşur olduk.