X

 

 

Arkadaşlarımın çoğu, “Buluşup bir kahve içelim” dediğimde bundan keyif alacağını düşünerek hemen kabul ediyor.

 

 

 

Ancak "Sabah Arkeoloji Müzesi’nde buluşup öğlen kahvemizi de bahçesinde içelim" dediğimde “İşin mi yok? Müze ne alaka” yanıtı alıyorum.

 

 

 

Çoğu insan müze gezmeyi sıkıcı, boğucu ve kasvetli bir aktivite olarak kodlamış beyninde.

 

 

 

Bakın, daha önce müzeye gitmiş ve çok sıkılmış demiyorum.

Bilinçaltında buna inanmış ve o yüzden reddediyor diyorum.

 

 

 

Ben ise kendimi bildim bileli hem eğlenceli, hem öğretici, hem de ders verici buluyorum müze ziyaretlerini.

 

 

 

Bir de, dünyanın ölümlü olduğunu ve Sultan Süleyman’a bile kalmadığını idrakımda etkili oluyor.

DÜNYANIN EN ESKİ AŞK ŞİİRİ

 

 

 

Geçen sabah heyecanla Eski Şark Eserleri Müzesi’ne gitmemin sebebi, Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ ve Samuel Noah Kramer’nin kitaplarından tanıyıp hayranlık duyduğum Sümerler oldu.

 

 

 

Dünyanın bilinen en eski aşk şiirinin yazılı olduğu avuç içinden de küçük çivi yazısının bulunduğu kil tableti ya da dünyanın en eski uluslararası anlaşmasını görmek, Sümerler’den yani M.Ö. 2000’lerden günümüze gelen miraslara dünya gözüyle bakmak istedim.

 

 

 

Hayranlık duyduğun birini karşında bulmak kadar etkileyiciydi tabletlerle buluşmam.

 

 

 

SARAYDA BİR GÜN

Ardından Dolmabahçe’ye, Osmanlı saraylarından toplanan 200’e yakın tablonun sergilendiği Resim Müzesi’ne gittim.

 

 

 

Şehrin içinden 50 adımla ayrılıyor, giriş ücreti olarak 10 Lira (öğrenci-öğretmen 5 Lira) veriyor ve bir anda kendinizi, Sultan Abdülmecid döneminde tahta çıkmaya aday veliahdların ikametine ayrılan Dolmabahçe Sarayı Veliahd Dairesi’nde buluyorsunuz.

 

 

 

Ayağınıza galoşlarınızı giyiyor, ücretsiz dağıtılan dijital rehberi kulağınıza takıp sarayın merdivenlerini tırmanmaya başlıyorsunuz.

 

 

 

Tarihe tanıklık eden bu sarayın içinde olmak mı yoksa, aralarında Osman Hamdi Bey’den tutun da İbrahim Çallı’ya, İvan Ayvazovksi’den Saray Ressamı Fausto Zonara’ya kadar yerli yabancı sanatçıların tablolarını bu kadar yakından görmek mi daha etkileyici bilemedim.

 

 

 

4.5 yıl önce müzeye dönüştürülen Dolmabahçe Sarayı Veliahd Dairesi’nin önünden, bu büyülü dünyadan habersiz defalarca geçip gitmişim.

 

 

 

Çünkü habersizmişim…

 

 

Lütfen kendinize bir iyilik yapın ve gidin görün.

 

 

 

İçeride eşsiz bir koleksiyon var.

 

 

 

Resimden anlayıp anlamamanız hiç önemli değil.

 

 

 

Resimler zaten kendisini size sizin dilinizde anlatıyor.

1001 GECE MASALININ İÇİNDE

 

 

 

Saraylardan bahsetmişken, masal gibi bir sergiyi hatta kelimenin tam anlamıyla bir masal sergisini atlamayayım.

 

 

 

Geçen hafta, İzmir’de de bulunan Arkas Sanat Merkezi’nde ‘1001 Gece’ sergisi açıldı. Sergi, adından da belli olduğu üzere dünyanın en ünlü masalları ‘1001 Gece’den etkilenerek hazırlandı.

 

 

 

Fransa başta olmak üzere dünyanın önemli müze ve kurumlarından getirilen özel koleksiyonlardan oluşan ‘1001 Gece’de kostümden aksesuvara, dekoratif objelerden tablolara ve el yazmalarından heykellere kadar 92 parça sanat eseri yer alıyor.

 

 

İLK KEZ TÜRKİYE’DE

 

 

 

Ünlü Fransız modacı Christian Lacroix’nın Şehrazat balesi ve İtalyan kostüm tasarımcısı Franca Squarciapino’nun La Bayadère balesi için hazırladığı kostümler Türkiye’de ilk kez burada sergilenirken ışık ve ses oyunları sayesinde siz de kendinizi bir anda ‘1001 Gece’nin kahramanlarından biri olarak buluyorsunuz.

 

 

 

Sergiyi düzenleyen Arkas Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas ile açılışta sohbet etme imkanımız oldu.

 

 

 

Bir çocuk gibi heyecanlıydı.

 

 

 

Özellikle çocukların bu büyülü dünyayı görmesini çok istediğini çünkü sanatı önce çocuklara sevdirmek gerektiğini anlattı.

Sergi yıl sonuna kadar açık kalacak. Üstelik giriş de ücretsiz…

Çocuğunuz yoksa siz de içinizdeki çocukla gidin, çok keyif alacaksınız.