X

Ölüyoruz, birer ikişer ölüyoruz. Daha ne kadar kötü olabilir ki diye düşünürken Türkiye tarihinin en büyük terörist saldırısı gerçekleşti. Güvenlik açığı yok dendi bakanlar tarafından, başka bir şey söylenmesi de beklenmiyordu zaten ama sonuçta yine bizden birileri öldü. Sınırda, yollarda, madenlerde, parklarda, meydanlarda ölüyoruz. Kimsenin bir şey yaptığı da yok. Çocukluğumdan beri sadece kınama konuşmaları dinliyorum. Büyük bir saldırı olduğu zaman taranan dağların haberlerini okuyorum. Hıncımız alınmış

 

izlenimi verilerek gazımızın alınışını görüyorum. Vahşice öldürülüyoruz yıllardır ve çözüm için söylenilen şeylerin laftan öteye geçemediğini biliyoruz. Gelecek umudumuz tükeniyor içimizdeki. Daha ne kadar öleceğiz diyoruz birbirimize. Kadınlarımız öldürülüyor, eşleri tarafından. Patlayan bombalar skerlerimizi öldürüyor. Barış için toplanan vatandaşlarımız iyilik / güzellik isterken hayata veda ediyor. Nasıl devam edeceğiz bu hayata? “Ortadoğu ülkesiyiz bunlar gayet normal” diyenlere kulak verip alışmamız mı gerekiyor bu duruma? Ölenlere birer sayı olarak bakma olayından da çok sıkıldım ben. Sayıları değil, insanları kaybedip duruyoruz. Nedeni ne olursa olsun bu konuyu normalleştirmeye çalışmak hiç normalgelmiyor bana. Vicdanını kaybedenlerden olmamak için yaşıyoruz galiba, bir de ölenlerin arkasından üzülmek için...

 

 

 

Hey siz iyi misiniz?

- Bombanın patladığı alana gidip selfie çekenlerin, insan parçaları arasında poz verenlerin kafası başka düzleme kaçmış, bedenleri burada kalmış gibi. Aklınızdan ne geçiyor ya da sorununuz ne sizin anlamış değilim.

 

 

 

- Patlama olalı daha iki üç saat olmuş ülke kan ağlıyor, Twitter’da blogger’lar “Size söz vermiş olduğum mavi ayakkabıları bugün yayınlayamıyorum, çok özür dilerim!” diye yazabiliyorlar. Bir kısmını da tanıyorum, bombaların etkisiyle aklını kaçırmış herhalde yavrucaklar diye düşünüyorum haliyle.

 

 

 

- Yemek blogger’ları da tam gaz az kalorili tariflerini vermeye devam etti. Kim ölmüş, neden ölmüş, bir elimde cımbız bir elimde ayna umurumda mı dünya! “Önce kabaklarımızı alıyoruz, haber kanallarında yerden temizlenen ölülerimize baka baka oyuyoruz!”

 

 

 

- Olay gecesinde milli takım maç yapıyor ve haberi “Milli takım yüreğimize su serpti” olarak veriliyor. Bir spor karşılaşması içimize nasıl su serpebilir, nasıl rahatlatabilir? Spor aşkını biraz abartmıyor musunuz? Bu konunun bu kadar büyük milli bir mesele olduğu kanısında mısınız?

 

 

 

Ustanın ölümü

 

 

 

Son yıllardaki sert çıkışlarını hastalığına ve yaşına vermem gerekirse, Levent Kırca ile çocukluğuma dayanan bir bağ var. Kendisini kaybetmiş olmak başta çocukluk anılarımı olmak üzere tüm evi üzdü. Şimdi bakınca “Ne dönemmiş be” diyebileceğimiz siyasilerin cesurca eleştirildiği yıllarda cesareti herkesin dilindeydi. Şimdiki genç starımsılar “Bana gay rolü oynatamazsınız” diye marifetmiş gibi ortalarda dolaşırken o her hafta karşımıza “Gay şarkıcı Bestami” tiplemesiyle çıkarak efemine bir karakteri gündelik hayatımıza sokmuştu bile. Dönemin yetersiz teknolojisine ve maddi imkânlarına rağmen TV ekranında unutulmayacak bir illüzyon yaratmıştı büyük usta. Sonrasında yaptığı filmleri izlemişliğim ya da tiyatro oyunlarına gitmişliğim yok, büyüyünce aynı etkiyi alamadım sanırım kendisinden. Espri anlayışımız sadece çocuk olduğum dönemlerde uyuyordu belki. Belki de ülkemin sahip olduğu en özgür zamanları bana hissettirdiği için seviyorum onu bilmiyorum. Son yıllarını toplama katmadan, huzur içinde yat Levent Kırca diyebiliyorum sadece.